Bugun...


Arslan Karadayı

facebook-paylas
“Görmez Felek Öyle Bir Bahar” derken sokağa çıkma yasağı!
Tarih: 11-04-2020 17:36:00 Güncelleme: 11-04-2020 17:36:00


Hangi yana dönsem çılgın bir çağ. “Yenisi geldi” diyorlar. Ben de öyle diyorum. Bu karşılaşma bugüne yazılmış olsa da yeni değildi. Levh-i mahfuz. Basiret nişaneleri ve ibret numuneleri ile sürgün edilen nice milletin ve vaktin ardından yahut ihya olunan kulların önünden. Şimdi ne eski siyaset ne eski STK. Şimdi pek çok şey yeniden. Yeni’den öte eski’den ziyade bir ufukta. Bak, duydun mu, bahar geldi. Serçeler ötüyor. Güneş de var hatta. Yani bizsiz de oluyor ve Hz. Mevlana nidasıyla sesleniyor bir ses: 

 

“Yüzde ısrar etme, doksan da olur. 


İnsan dediğinde noksan da olur. 


Sakın büyüklenme elde neler var; 


Bbir ben varım deme, yoksan da olur.” 

 

Oysa yedi gün yirmi dört saat bize hizmet etmekteydi bizim dışımızdaki her şey. 

 

Sine damağıma değen şiir peşine başlıyor acemşiran bir peşrev ile rast nakış arası bir beste. “Ey insan” diyor, hâlen neyin eğlencesindesin? Düşün, ekmeğine kolonya kokusu siniyor. Düşün, kim bilir kaç asır maskeyle gezdin ve şimdi maske yetmiyor. Bak insan, yeni bir çağ başlıyor. 

 

Güne ihtiras ile devam ediyorsun. Yapma insan! Bak bu kez bildiğin gibi değil. “günü kurtarmak” vardı ya eskiden. Şimdi artık günü de kaybedersin, yarını da. Bir çek, nefes değir yüreğine. Su üstüne yazı yazmak gibiydi “hakikatı buldum” demek ve bugün Halil Cibran sesleniyor yine: 

 

“’Hakikati buldum’ değil, ‘bir hakikat buldum’ deyin. ‘ruhun yolunu buldum’ demeyin. ‘kendi yolumda yürürken ruhla karşılaştım’ deyin”

 

Yahya Kemal karıştı söze, görünce şiir sokakları:

 

Mevsim iyi, kâinat iyiydi;


Yıldızlar o yanda, biz bu yanda,


Hulyâ gibi hoş geçen zamanda… 



İstanbul’un öyledir bahârı,


Bir aşk oluverdi âşinalık… 


Aylarca hayâl içinde kaldık;


Zannımca Erenköyü’nde artık


Görmez felek öyle bir baharı…”

 

***


Tam yazıyı buraya kadar getirmiştim… bir sokağa çıkma yasağı bahsi patladı ve yazı şuraya doğru yön değiştirdi: 

 

“Sosyolojisi, psikolojisi, sürü şuursuzluğu, bunu bir şekilde öngöremeyen organizasyon iradesi hatası, bazı vatandaşların bu kadar nefsine düşmüşlüğü ile anormal, endişeli ve artık bazı anlarda evimizden sosyal medyada fırın önlerinde, market kapılarında görüntü paylaşımlarını gördükçe artık ne hissettiğimizi bile anlayamadığımız (öfke, endişe, hüzün) duygularlarla izlemeye başladık. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Latif, Ya Şafi, Ya Hafız… Burada bilim de eğitim de yetmiyor. Burada irfan başlıyor. Burada, sanki Covid-19 Türkiye’ye 10 Nisan sabahı gelmiş gibi kayıtsız yaşayıp, bize göre zaten olağan dışı ve “eski normal”in çoktan bittiği bu süreç yaşanırken görüyoruz ki Sağlık Bakanımız sayın Fahrettin Koca samimiyetini de her hâliyle yansıttığı akşam raporlarında demek bu vatandaşları uyarıyormuş: “Bakın ısrarla tedbirlere uyulması konusunda uyarıyoruz. Teyzem, genç kardeşim, lütfen! Bulaşma hızı çok fazla! Taşıyıcı olabilirsin!”

 

Bazen diyordum ki “tamam işte alıyoruz tedbiri sayın bakanım.” Fakat meğer cehalet covid19’dan tehlikeliymiş. Evet, büyükşehirlerde sokağa çıkma yasağı organizasyonu çok dar bir sürede açıklandı. İyi organize edilemedi. Ancak zaten “eski normal” bir çağda değiliz ve anlık, dijital hızla her an bir gelişme yaşanıp sosyal hasıl olabilecek bir süreç. Hazırlıklı olmak durumu zaruri. Ya hu madem bir aydır tüm uyarılara rağmen neden dışarı çıktın? Neden hâlen iki gün yaşayacak kadar ekmeğin, suyun yok? Kutu kutu çikolata, kola almak nedir ayrıca? Sen var ya, başta sağlık bakanı ve sağlık ordusuna, devletin ve sivil toplumun çeşitli birimlerinde günlerdir canhıraş işlerle adeta savaş hâli içerisinde çalışan insanlarımıza, maskesini eldivenini takıp helâl peşine işine gitmek zorunda olan ve maddi manevi (psikolojik) ağır günlerden geçen çalışanlara… ayıbın ötesinde bir hadsizlik ettin. 

 

Haneme düştü içreden naif bir selâm gibi: 

 

”Onları o müthiş deprem yakalayınca Mûsâ dedi ki: "Ey rabbim! Dileseydin onları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim velîmizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin.”

 

Amin. Dedim. O lahza bir aydınlanma ile yazı yeniden başa döndü: 

 

Belli ki bunlar da yeni çağın alametleri. Sonra tutturdum bir Barış Manço şarkısı, rahmetle andım. İçimde bir ezgi tutturdu, tevekkül ile huzura vesile oldu:

 

Daha çatal, bıçak, kaşık icat edilmemişken


İsmail'e inen koç kurban edilmemişken


Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna


Kapağı ver, kulbu al, kurbanı hiç soran yok


Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna


Kapağı ver, kulbu al, kurbanı hiç soran yok


Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına


Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası


Topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası


Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna


Kimi tatlı peşinde, kimininse tuzu yok


Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna


Kimi tatlı peşinde, kimininse tuzu yok


Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına


Alnı açık, gözü toklar buyursunlar baş köşeye


Kula kulluk edenlerse ömür boyu taş döşeye


NEFSİNE HAKİM OLURSA KURULURSUN TAHTINA


ÇALAKAŞIK SALDIRIRSAN NE ÇIKARSA BAHTINA

 

 

Bu çağ, analitik düşünmeyi ve uyanık olmayı, çözüme dönük ve sakin bir serinlik içerisinde hareket edebilmeyi daha çok istiyor. “Tedbir!” amaçlı markete giderek azık almak ya da hiçbir şey yapmadan evde oturmak. Bazen de bir şey yapmamak tedbirmiş… (beynimden yanık kokusu gelmek üzere, sonraki yazıda devam etmek niyetine inşallah…)



Bu yazı 7033 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Nasılsınız?


YUKARI