Bugun...


Arslan Karadayı

facebook-paylas
Füniküler Hattın Yedinci Seferi
Tarih: 16-05-2020 16:45:00 Güncelleme: 16-05-2020 16:45:00


Bunca küfrü bahtın!

 

Zor bir imtihanın en afili yerinde karşılaşmışlardı. Beş yandan sesler, beş yanda gürültü hasıldı. Hepsinin yekûnü de bir zerre idi ebedî afak içinde ya, zahir ehlinin ufukları ancak bu kadardı. Altıncı yanda sırlanmış efsuna bil hak! 

 

Beride.

 

Çöpün içerisinde bulduğu oyuncakla gülücükler saçan bir çocuğun mutluluğu; doğu tarafından koşarak gelen, üzerindeki eskimiş ve yağ ile pas dökülmüş ceketinin kalan tek düğmesini ilikleyen adamın, sağ elinde tuttuğu balon ile Kaf Dağı’nın zirvesine tırmanıyordu. 

 

Bu mutluluğu gören şuracıktaki köle ne yaptı peki? Kısrak bir atın üzerinde, yünlerle sarılı postunu manifestodan ziyade taarruzdan öte bir hâlde. Suratına çarpan tipinin içlerine süzülen Asya bozkırları sakinlerince, şuradan ve buradan, öteden ve beriden üzerine gelen duvarlara niyazlarının eser radde midadınca kalan kısmıyla sustu. Zira hürriyeti, esaretine dar geliyor; zincirleri, limanda bekleşen yük gemilerinin ambarlarına mülteci olup seyirtmek gayesiyle sığınan küf kokulu hayatların sulu sepken yağışa karışan arguvan özleminin şahikasında zonkluyordu. 

 

Şuradaki terazinin zinciri koptu. Burada bir adam ağlıyor. Üzerine yaslanmış tüm pişkinliklerin içine balçık kıvamında karışan bunca kanlı yaşın müptelası, altında saklı feryadların bakıyyesine çamurlu pencere kenarları hasreti…

 

Derken. 

 

Füniküler hatta yedinci seferini icra eden bir dilenci tahtında meczubun esasen menzili başka çöllerdi. Ritmini, yaptığı son beste denemesinde yitiren müzik hevasındaki kişi! Musiki meczubu dilenciden talim edecek ne çok ilme muhtaçsın. Kötüsü o ki, kendini tüm seslerin efendisi zannetmektesin. Hulasa haddi zatında kopan bir telin üzerinde olagelmiş pasın içindeki oksit miadınca zerre oksijene lacerem divanın hazirunusun. Sineği dahi olamayacağın ol cemiyyetlerin lügatlarını ojelerine ve villa ve çiftliklerine ve dahi Fransız kolonyalarını sakladığın şişelere çekerek boynuna kelepçeler takılı milletlerin ayak izleri takibinde, bak hele nereye gitmektesin? 

 

“La” makamındaki sonsuzluğu ararken, sonsuzluğu unutan! Sen bilmesen de ilmin adlini, bıçağın altına bıçaktan önce koşarca yatanları… Onları sabredenlerden bulacaksın.

 

Kilimlerin sökülmüş iplerini bir araya getirerek seccade eden kına kokulu parmaklar, bir nebze çörek otuna bulayarak dünyanın tüm sanatoryumlarına el yazması şifa mektubatı sancağı oluyor zaar. Yedi ulak üzerlerinde ipek gömlekleri görünce şaşıyor. Zira evvelinde seyyahın, bir çuval ipine bezeli üç beş çapul yatıyor. Bağdat illerinden Beyrut’a uçarken bir güvercin, içinde vuran tamburun Mostar hatırlatmasını hangi irade ile süzüyor?

 

İğreti yaldızların akustiği bozuk tavanlarda cem oldukları harç işçileri, müteahhite isyan ediyor. İsyan ettikçe yaldız boyalarından da içerek midelerinde şahikalar düşlüyor. Boyalar düşüyor sonra tavandan. İşçiler çatıların altında istiğfar ediyor. Hasılında görüyorlar ki yaldızla boyamak senkron bitevî güzelliğe yetmiyor. Bunları gören bir kalem işçisi şöyle nida ediyor: 

 

Ben ki fakir, kahveye meftun, ömr-ü mısramda böyle riya telvesi görmedim. Telve mahzun su masum.  Şu mangalın üzerindeki cezve masum. Cadı avında cenk ehli sancaktarların elleri afaf! 

 

Ya Hakk! Ya Baki! Ya Adl!



Bu yazı 9348 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Nasılsınız?


YUKARI