Siyaset

Eskişehir’de Atatürk’ün mirası konuşuldu: “Sloganlardan değil, belgelerden hareket etmeliyiz”

Eskişehir’de Adaletin Hukuku ve Parlamenter Demokrasi İdeali Derneği tarafından “Atatürk’ün Mirası Ne, Mirasçısı Kim” başlıklı konferans düzenlendi. Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Koltuklu Salon’da yoğun katılımla gerçekleştirilen programda Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Dr. Rifat Melih Aktaş ile Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. M. Serhan Yücel konuşmacı olarak yer aldı. Konferansta Mustafa Kemal Atatürk’ün bıraktığı siyasi ve düşünsel miras, tarihî belgeler ve farklı dönemlerdeki siyasi yaklaşımlar üzerinden ele alındı.

Prof. Dr. M. Serhan Yücel, Türkiye’de geçmişten bugüne kurulan siyasi partilerin büyük bölümünün Atatürk’ün mirasına sahip çıktığını söylediğini belirterek, öncelikle bu mirasın ne olduğunun ortaya konulması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. M. Serhan Yücel, “Atatürk’ün mirasını sloganlarda aramamamız gerekiyor. CHP’nin söylediği gibi ‘Altı ok’ veya ‘Bizim kurucu liderimiz’ demek tek başına yeterli değil” dedi.

Farklı siyasi geleneklerin Atatürk’e ilişkin yaklaşımlarından örnekler veren Prof. Dr. M. Serhan Yücel, CHP’nin Atatürk tarafından kurulmasının yanı sıra Demokrat Parti döneminde gerçekleştirilen uygulamalara da değindi. Prof. Dr. M. Serhan Yücel, Demokrat Parti döneminde paralarda yeniden Atatürk’ün resmine yer verilmesini, 1951 yılında Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’un çıkarılmasını ve Atatürk’ün naaşının 10 Kasım 1953’te Anıtkabir’e nakledilmesini örnek gösterdi.

Prof. Dr. M. Serhan Yücel, Atatürk’ün mirasının hangi siyasi parti tarafından temsil edildiği tartışmasının sloganlar üzerinden yürütülmemesi gerektiğini savunarak 1937 yılındaki hükümet programına dikkat çekti. Celal Bayar’ın Atatürk’ün son başbakanı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. M. Serhan Yücel, söz konusu hükümet programının Atatürk döneminin son yıllarındaki yönetim anlayışını incelemek açısından önemli olduğunu belirtti.

Programda dört temel unsur gördüğünü ifade eden Prof. Dr. M. Serhan Yücel, bunların ilkini “hür ve müstakil Türkiye” olarak açıkladı. Bunun tam bağımsızlık ve milli bağımsızlık anlayışını ifade ettiğini söyleyen Prof. Dr. M. Serhan Yücel, ikinci unsurun ise “müreffeh Türkiye” olduğunu belirtti. Buradaki temel hedefin kalkınma olduğunu savunan Prof. Dr. M. Serhan Yücel, devletçilik, karma ekonomi veya liberal ekonomi gibi yöntemlerin dönemin şartlarına göre değişebileceğini dile getirdi.

Üçüncü unsurun planlama, teknik, rasyonelleşme ve kültür olduğunu belirten Prof. Dr. M. Serhan Yücel, dönemin programında ileri teknik ve rasyonel yönetim anlayışına yer verildiğini söyledi. Dördüncü unsurun ise dış politika olduğunu ifade eden Prof. Dr. M. Serhan Yücel, bunu barış, dostluk ve teyakkuz kavramları üzerinden değerlendirdi. Prof. Dr. M. Serhan Yücel’e göre Atatürk dönemi dış politikası yalnızca “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüyle sınırlandırılmadan daha geniş biçimde incelenmeli.

Konferansın diğer konuşmacısı Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Dr. Rifat Melih Aktaş ise günümüzde tarihî belgelere ulaşmanın geçmişe göre çok daha kolay hale geldiğine dikkat çekti. Dr. Rifat Melih Aktaş, “Bilgiye bu kadar hızlı ve bu kadar net ulaşılabilen bir çağda hâlâ bu konuları tartışıyor olmamız biraz acı bir durum. Bundan yıllar önce bir belgeyi elde etmek için en az bir buçuk ay uğraşmanız gerekebilirdi. Bugün ise bir tuşa basıyorsunuz ve belge hemen önünüze geliyor” dedi.

Tarihî olayların yalnızca sonuçları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Dr. Rifat Melih Aktaş, olayların ortaya çıktığı dönemdeki nedenlere ve şartlara da bakılması gerektiğini ifade etti. Dr. Rifat Melih Aktaş, “Biz niçin sürekli sonuçları konuşuyoruz? Asıl tartışmamız gereken sebeplerdir. Bir olayın meydana gelmesine yol açan şartlar nelerdir? O olay sonrasında hükümetlerin veya devlet ricalinin davranış biçimlerini belirleyen sebepler ve saikler nelerdir? Asıl bunların tartışılması ve konuşulması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1938 sonrasında yaşamaya devam etmesi halinde Türkiye’nin karşılaştığı gelişmeler karşısında nasıl hareket edebileceğinin de akademik olarak tartışılabileceğini söyleyen Dr. Rifat Melih Aktaş, yapay zekâ ve simülasyon teknolojilerinin bu konuda farklı çalışmalar için kullanılabileceğini dile getirdi. Dr. Rifat Melih Aktaş, Kıbrıs ve Ege meseleleri ile İkinci Dünya Savaşı gibi gelişmeleri örnek göstererek bu tür çalışmaların tarihsel düşünce açısından değerlendirilebileceğini söyledi.

Cumhuriyet’in ilanı, Lozan, Montrö ve Hatay gibi başlıkların kendi dönemlerinin şartları içinde incelenmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Rifat Melih Aktaş, “Her olayı kendi şartları içinde değerlendirmek lazım. Çünkü dönemin şartları, yani zamanın ruhu budur” diye konuştu.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası sistemde yaşanan değişimlere de değinen Dr. Rifat Melih Aktaş, uluslararası ekonomik kuruluşların ortaya çıktıkları dönemin şartlarının dikkate alınması gerektiğini belirtti. IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlara ilişkin daha sonraki dönemlerde farklı siyasi ve ekonomik değerlendirmelerin ortaya çıktığını ifade eden Dr. Rifat Melih Aktaş, kurumların kuruluş amaçları ile sonraki yıllardaki tartışmaların birbirinden ayrılarak incelenmesi gerektiğini savundu.

Dr. Rifat Melih Aktaş, farklı dönemlerde müzik eserlerine yönelik uygulamalardan da örnek vererek tarihsel kararların alınma gerekçelerinin dönemin koşullarıyla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Dr. Rifat Melih Aktaş, “Söylemek istediğim şu: Her olayı kendi şartları içinde mütalaa etmemiz, kendi döneminin koşulları içerisinde değerlendirmemiz lazım” dedi.

Gençlere, araştırmacılara ve akademisyenlere doğrudan tarihî kaynakları inceleme çağrısında bulunan Dr. Rifat Melih Aktaş, özellikle Meclis tutanaklarının bugün kolaylıkla erişilebilir durumda olduğunu belirtti. TBMM’nin dijital arşivinde geçmiş dönemlere ait tutanak ve belgelere erişim sağlanabiliyor. TBMM CDN

Dr. Rifat Melih Aktaş, “Celal Bayar’ın 1937’de Meclis’te yaptığı konuşmayı ve dönemin Meclis kayıtlarını bugün bir tuşla, bir dakika içerisinde bulabiliyoruz. Alın, okuyun ve inceleyin. Bu kadar kolay ulaşılabilen belgeler varken neden doğrudan kaynaklara bakılmadığını anlamak gerçekten çok mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Konferansta iki konuşmacının değerlendirmelerinde tarihî olayların dönemin şartları ve doğrudan kaynaklar üzerinden incelenmesi gerektiği görüşü öne çıkarken, Atatürk’ün mirasının hangi siyasi gelenek tarafından temsil edildiği konusu da farklı tarihsel örnekler üzerinden tartışıldı.